Blogger tarafından desteklenmektedir.

İstiğase Hakkında Bir Şüphe

Âma Hadisi Etrafında …
Vefatından sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile tevessülde bulunmanın, hatta ona seslenip dua etmenin ve istiğâsede bulunmanın câiz olduğunu ileri sürmektedirler. Tirmizî, Nesâî ve diğer kaynaklar tarafından Osmân b. Huneyf el-Ensârî radiyallâhu anh’ten sahih olarak rivâyet edilen şu hadisi delil olarak göstermektedirler. Hadiste râvi şöyle anlatmaktadır: “Âmâ bir adam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek ‘Bana sıhhat ve âfiyet vermesi için Allah’a dua et!’ dedi. Rasûlullah, “İstersen senin için dua ederim. Ama dilersen sabredersin. Bu senin için daha hayırlıdır.” buyurunca, ‘Dua et!’ dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de ona güzelce abdest almasını ve şu şekilde dua etmesini emretti: “Allahım, senden istiyorum ve rahmet peygamberi olan peygamberin Muhammed ile Sana yöneliyorum. Ben şu ihtiyacımı gidermesi için seninle Rabbime yöneldim. Allahım, onu benim için şefaatçi kıl!”[1]
 Şüphe sahipleri, bu hadisin vefatından sonra Rasûlullah aracılığıyla dua ve tevessülde bulunmaya delâlet ettiğini iddia etmekltedirler.
Bu Şüphenin Cevabı
Bu hadiste vefatından sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve selem’e seslenip dua etmenin ve kendisi ile tevessülde bulunmanın câiz olduğuna dâir herhangi bir delil bulunmamaktadır. Çünkü;
1) Hadiste ifâde edilen Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den istiğâse değil, bilakis Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile Allah’a yönelmektir. İsteme makamı, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem değil, Allah’tır.  
2) Hadiste anlatılan âmâ kimse, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in zâtı ile değil, duası ve şefaati ile Allah’a yönelmektedir. Rasûlullah’tan kendisi için dua etmesini istemiştir. Bu sebeple de “Onu benim için şefaatçi kıl!” demiştir. Bu da Rasûlullah’ın onun için şefaat, yâni dua ettiğini göstermektedir. Yoksa öncesinde peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den herhangi bir dua ve şefaat etme olmamış olsa “Onu benim için şefaatçi kıl!” sözünün hiçbir anlamı olmazdı.
Ashâb-ı kirâmın örfünde, onların bildiği şekliyle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile tevessülde bulunmak bu biçimdedir. Yâni sahâbî Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelir, O’ndan kendisi için dua etmesini ister ve sonra duasının kabul olunmasını Allah’tan dilerdi.
Sahîh-i Buhârî’de sâbit olan bir hadis bu konuya delil teşkil etmektedir. Buna göre Ömer (23/644) radiyallâhu anh, kıtlık zamanında yağmur yağması için Abbâs b. Abdülmuttalib (32/652) radiyallâhu anh ile, yâni onun duası ile tevessülde bulunur ve “Allahım, biz sana (hayatında) peygamberin ile tevessül ederdik de yağmur yağdırırdın. Şimdi de peygamberinin amcası ile tevessülde bulunuyoruz, bize yağmur nimetini bahşet!”[2] derdi. Ardından yağmura kavuşurlardı.
3) Eğer onların söylediği gibi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selemin zâtı ile tevessül etmek câiz olsaydı, âmâ zat Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzuruna gitmeye ihtiyaç duymaz, aksine kendi evinde Rasûlullah ile tevessül etmek sûretiyle dua ederdi. İşte bu durum onun, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzuruna, sadece Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kendisi için dua etmesi gayesiyle gittiğini açıkça göstermektedir.   
4) Vefatından sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in zâtı ile tevessülde bulunmak câiz olsaydı, sahâbe böyle bir uygulamada bulunurdu. Ashâbın böyle bir uygulamayı güç yetirdikleri ve gereklilik bulunduğu halde terk etmiş olmaları, bu tür bir tevessülün sonradan çıkarılmış bir bid’at olduğunu göstermektedir. Bu nedenden ötürü kıtlık zamanlarında sahâbe-i kirâm Abbâs b. Abdulmuttalib radiyallâhu anh’ın duası;  Muâviye b. Ebî Süfyân (60/680) ile ed-Dahhâk b. Kays (64/684) radiyallâhu anhum, Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî’nin (71/690) duasıyla[3] tevessülde bulunmuşlardır.
Faysal b. Kazzâr el-Câsim’in
“Tevhid İnancına Aykırı İddialar ve Cevapları” Adıyla Basılan Eserinden


[1] (SAHİH HADİS): Ahmed (4/138 ); Tirmizî (No:3578); Nesâî “es-Sünenü’l-Kübrâ” (No:10419, 10420); İbn Mâce (No: 1385); İbn Huzeyme “es-Sahîh” (No:1219); Taberânî “el-Mu’cemu’l-Kebîr” (9/No:8311, rivâyetin merfû’ olan son bölümü); “el-Mu’cemu’s-Sağîr” (er-Ravdu’d-Dânî, No:508, rivâyetin merfû’ olan son bölümü); İbnu’s-Sünnî “‘Âmelü’l-Yevmi ve’l-Leyle” (No: 628); Hâkim “el-Müstedrek” (1/313,519, 526, thk. ‘Atâ’ No: 1180,1909, 1929, thk. ‘Allûş No:1221, 1952, 1972); Beyhakî “Delâilü’n-Nübüvve” (6/168, rivâyetin merfû’ olan son bölümü) ve diğerleri Osmân b. Huneyf radiyallâhu anh’den.Bk. Taberânî “el-Mu’cemu’s-Sağîr” (er-Ravdu’d-Dânî, 1/307, No:508); Münzirî “et-Terğîb ve’t-Terhîb” (No:1008); el-Elbânî “Sahîhu’l-Câmi‘i’s-Sağîr” (No:1279); “Mişkâtü’l-Mesâbîh Tahkiki” (No:2495); “Sahîhu’t-Terğîb” (No:681); “Da‘îfu’t-Terğîb ve’t-Terhîb” (1/214, 416 nolu rivâyetin 1 nolu dipnotu); “İbn Huzeyme’nin Sahîh’inin Takkiki” (2/225-226, 1219 nolu hadisin dipnotu); “et-Tevessül” (s. 75).
[2] (SAHİH HADİS): Buhârî (No: 1010, 3710) Enes b. Mâlik radiyallâhu anh’den.
[3] Her iki kıssa için de bk. İbn Sa’d “et-Tabâkâtü’l-Kübrâ” (7/309, Muâviye radiyallâhu anh’ın Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî’nin duasıyla tevessülü); Fesevî “el-Ma’rife ve’t-Târîh” (2/380-381); Ebû Zür‘a ed-Dımaşkî “Târîhu Ebî Zür‘a” (1/602, No: 1703, 1704); İbn Hibbân “es-Sikât” (5/532, Dahhâk b. Kays’ın Yezîd b. el-Esved el-Cüreşî’nin duasıyla tevessülü); İbn ‘Asâkir “Târîhu Dımaşk” (18/122); Zehebî “Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ” (4/137); İbn Kesîr “el-Bidâye ve’n-Nihâye” (12/161); İbn Hacer el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe” (6/548). Ay. bk. İbn Teymiyye “Kâ‘idetün Celîletün fi’t-Tevessüli ve’l-Vesîle” (s. 119, 210, 246, 251, No: 373, 579, 695, 713); İbn ‘Abdilhâdî “es-Sârımu’l-Menkî fi’r-Reddi ‘ale’s-Subkî” (s. 353-354). el-Elbânî her iki kıssanın senedinin de sahih olduğunu belirtmektedir. Bk. “et-Tevessül” (s. 45-46).

http://www.ummulkura.com.tr/FaydaliNotDetay/29-%C3%82ma-Hadisi-Etrafinda-%E2%80%A6.aspx
Google Plus'da Paylaş