Blogger tarafından desteklenmektedir.

Cemaat Kavramı-2

e- Ehl-i Hal ve’l-Akd Anlamında Cemaat:

Aynı şekilde ilim adamları, emirler, kumandanlar, valiler, hakimler ve ileri gelenlerin yahutta bunların bir bölümünün müslümanlara ait herhangi bir iş etrafında ittifak etmeleri hakkında da “cemaat” terimi kullanılır. Bir imam (İslam devlet başkanı)’ı başa geçirmek, ona bey’at etmek yahut onu görevinden almak ve buna benzer hususlar gibi. Müslümanlar arasında hal ve akd ehli olmaya en lâyık olan kimseler dini hususlarda kendilerine uyulan şeriat ilminin âlimleridir. Daha sonra da fazilet, salâh ve ileri gelmek özelliklerine sahib önde gelenler, sırasıyla bunların arkasından gelir. Bunların da söz ve fiillerinin ümmetin maslahatlarını belirleyip işlerini yönlendirmekte etkisi olan kimseler arasından olmasına dikkat edilmelidir.

İbn Hacer, İbn Battal’dan şöyle dediğini nakletmektedir: “Cemaatten kasıt her dönemin hal ve akd ehlidir.”[139] Hal ve akd ehli ise az önce belirttiğim gibi öncelikli olarak ilim adamlarını kapsar. İşte bu, cemaat kavramının geniş anlamının bir parçasını teşkil eder. Hal ve akd ehli bir yöneticiye bey’at yahut bir cihadın ilân edilmesi gibi herhangi bir husus üzerinde ittifak edecek olurlarsa, şüphesiz ki cemaati temsil ederler. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.


f- Büyük Cemaatin Dışında; Herhangi Bir Şey Etrafında Toplanan İnsanlar Topluluğu Yada Mescitte Cemaatle Namaz Kılan Kimseler Anlamı İle Cemaat:

Sünnette ve selefin ifadelerinde “cemaat” kelimesinin yemek, yolculuk, namaz, ilim taleb etmek ya da insanların biraraya gelmelerine sebep teşkil eden din ve dünya maslahatlarından herhangi bir iş için biraraya gelmiş bulunan belirli bir kesim hakkında da kullanılır ki, bu da büyük “cemaat” kavramının dışında bir manadır. Bu anlamı ile cemaat lafzının vârid olduğu rivayetlere örnekler:

Ömer b. el-Hattab -Radıyallahu Anh-’ın rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah -Sallallahü aleyhi vesellem- şöyle buyurmuştur:

“Hep birlikte yemek yeyiniz ve dağılmayınız. Çünkü şüphesiz ki bereket cemaat ile birliktedir.”[140]

Bununla bir yemek etrafında toplanan kimseler kastedilmektedir. Nitekim daha genel kapsamlı olan şeylerde cemaatin bereketli olacağı öncelikli olarak da anlaşılan bir husustur.

Cundub b. Abdullah -Radıyallahu Anh- dedi ki: Rasûlullah -Sallallahü aleyhi vesellem- bizlere dehşete kapıldığımız zaman cemaati, çarpıştığımız zaman da sabırlı ve sükûnetli olmamızı emrederdi.[141] Yani kendilerini korku ve dehşete düşüren herhangi bir işle karşılaştıklarında biraraya gelmeye, ittifak etmeye ve birbirleriyle yardımlaşmaya bakmalıdırlar.

Buharî’nin, Sahih’teki şu ifadesi de bu kabildendir: “İki ve daha fazlasının cemaat olduğuna dair bir bahis.”[142]

Bununla kastedilen de namaz için cemaat olacaklardır. Diğer işler de buna kıyas edilir.

Cemaat mescidde imam ile birlikte namazda hazır bulunan kimseler hakkında da kullanılmıştır. Osman b. Affan -Radıyallahu Anh-’ın rivayet ettiği şu hadiste olduğu gibi: Ben Rasûlullah -Sallallahü aleyhi vesellem-’ı şöyle buyururken dinledim:

“Kim yatsı namazını cemaat ile birlikte kılacak olursa, gecenin yarısını namaz kılmış gibi olur. Kim sabah namazını cemaat ile birlikte kılarsa, sanki geceyi tamamen namazla geçirmiş gibi olur.”[143]

İbn Ömer ve başkalarının rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamberin şu buyrukları da bu kabildendir:

“Cemaat ile kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmiyedi derece daha faziletlidir.”[144]

Bununla mescidde imam ile birlikte namaz kılanların cemaatini kastetmektedir. Çünkü Abdullah b. Mesud -Radıyallahu Anh- şöyle buyurmuştur: “Rasûlullah -Sallallahü aleyhi vesellem- bizlere hidayet sünnetlerini (sünen-i hüdâyı) öğretti. Ezan okunulan mescidde namaz kılmak da hiç şüphesiz hidayet sünnetlerindendir.”[145]

Dolayısıyla belirli imamın arkasında namaz kılan herkes bu anlamı ile cemaat kavramı içerisinde yer alır.


g- Bütün Bu Anlamlar Hakkında, Yahut Bazıları Yada Çoğunluğu Hakkında “Cemaat” Kavramının Kullanılması:

Yani sünnette ve selef ifadelerinde cemaat tabirinin kullanıldığı şer’î bir takım lafızlarda sözü edilen bu manaların çoğu ya da bir kısmı birarada kastedilmiş olabilir ve bu durumda cemaat, nasların akışı, lafzı ya da mefhumundan hareketle bu işaret olunan anlamlardan birisi, bir kısmı ya da çoğunluğu esas alınarak yorumlanabilir. Bundan dolayı imamların benimsemiş olduğu “cemaat” kavramının pek çok şekilde yorumlandığını görebilmekteyiz. Şatıbî “el-İ’tisâm” adlı eserinde bunların bir bölümüne işaret etmiş bulunmaktadır. Ben de onun bu açıklamalarını burada özetle kaydetmenin faydalı olabileceğini düşünüyorum:

“İnsanlar bu hadislerde kastedilen cemaat anlamı hakkında beş ayrı görüş ortaya atmışlardır:

1- Cemaat müslümanların en büyük çoğunluğunu (es-sevâdu’l-a’zam)’ı ifade eder. Bu da Ebû Galib’in şu ifadelerinin delâlet ettiği bir anlamdır: Şüphesiz ki en büyük çoğunluk, diğer fırkalar arasında kurtuluşa eren kimselerdir.[146] Bunların dinleri ile ilgili izledikleri yol hakkın kendisidir. Onlara muhalefet eden bir kimse ise cahiliye ölümü ile ölür. İster şeriat ile ilgili herhangi bir hususta onlara muhalefet etsin, ister imamları ve sultanları hakkında muhalefet etsin, o hakka muhalefet eden bir kişi demektir.”[147]

Bu görüşü benimseyenler arasında Ebû Mesud el-Ensâri ve Abdullah b. Mesud -Radıyallahu Anh-’ın da bulunduğunu zikretmektedir.[148] Daha sonra şunları söyler: “Bu görüşe göre ümmetin müctehidleri, alimleri, şeriat ile amel eden şeriat ehli kimseler cemaatin kapsamı içerisindedir. Onların dışında kalanlar da onların hükmü kapsamı içerisindedirler. Çünkü onlara tabidirler, onlara uyarlar. Buna göre onların cemaati dışına çıkan herkes (cehenneme doğru gitmek üzere) ayrılan kimselerdir. Bunlar şeytanın talan ettiği kimselerdir. Bütün bid’at ehli olanlar bu kapsama girerler. Çünkü onlar bu ümmetten önceden geçmiş olanlara muhalefet ederler, hiçbir şekilde onlar arasına katılamazlar.”[149]

2- Bundan maksat müçtehid, alim imamların cemaatidir. Ümmetin âlimlerinin kabul ettiklerinin dışına çıkan kimse cahiliye ölümü ile ölür. Çünkü Allah’ın cemaati[150] ilim adamlarıdır. Allah onları alemlere karşı bir hüccet kılmıştır. Peygamber -Sallallahü aleyhi vesellem-’ın: “Şüphesiz Allah benim ümmetimi dalâlet üzere toplayıp, biraraya getirmez.”[151] buyruğu ile kastettiği kimseler de bunlardır.”[152]

“Bu görüşü kabul edenler arasında Abdullah b. el-Mubârek, İshak b. Rahaveyh (Rahuye) ve seleften bir topluluk da vardır. Usul alimlerinin görüşü de budur.”[153]

Taklid ve bid’at ehli kimseler hakkında da şunları söylemektedir: “Durum ne olursa olsun, bunlar doğrudan en büyük kalabalık (es-sevâdu’l-a’zam)’in kapsamına girmezler.”[154]

3- “Cemaat özellikle ashab-ı kiram anlamındadır. Dinin direğini ayakta tutanlar, kazıklarını yere sağlamca çakanlar, onlar oldukları gibi hiçbir şekilde sapıklık üzere biraraya gelip görüş birliğine varmamış olanlar da onlardır.”[155]

Daha sonra bu görüşü kabul edenler arasında Ömer b. Abdulaziz olduğunu belirtmektedir. İmam Malik de bu hususta onun kanaatini desteklemiştir.[156]

Daha sonra Şatıbî şunları söyler: “Bu görüşe göre “cemaat” lafzı Peygamber -Sallallahü aleyhi vesellem-’ın diğer rivayette belirtmiş olduğu “(cemaat) benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu haldir.”[157] şeklindeki rivayete uygun düşmektedir. Sanki bu açıklama onların söyledikleri, yaptıkları uygulamalarla, içtihad ettikleri hususların kayıtsız ve şartsız olarak delil olduğunu belirten kanaatin kapsamında gibidir.”[158]

Daha sonra da şunları söylemektedir: “Buna göre onların ortaya koydukları herbir iş herhangi bir tartışma sözkonusu olmaksızın bir sünnettir. Başkaları ise böyle değildir. Çünkü bu hususta içtihad ehlinin onu tetkik edip, red ya da kabul etmek imkânları vardır. O halde bid’at ehli olan kimseler -bu görüşe göre- cemaat kapsamına kesinlikle girmezler.”[159]

4- “Cemaat, herhangi bir iş hakkında icma etmeleri halinde bütün müslümanların cemaati demektir. O halde bunların dışında kalan diğer din mensuplarına da onlara uymak gerekir. Peygamberine yüce Allah’ın kendilerini sapıklık üzere biraraya getirmeyeceği taahhüdünü verdiği kimseler bunlardır. Şâyet aralarında bir görüş ayrılığı ortaya çıkacak olursa, anlaşmazlık konularında doğruyu bilmeye çalışmak gerekir.”[160]

5- “İmam Taberî’nin tercih ettiği şu görüştür: Cemaat bir emir etrafında toplanan müslümanlar demektir. Peygamber -Sallallahü aleyhi vesellem- ona bağlı kalmayı emretmiş, ümmetin bu emiri önlerine geçirmek hususu üzerinde ittifak sağladıkları bu noktada ayrılığa düşmesini yasaklamıştır.”[161] Bu ifadelerinden sonra Şatıbî, Taberî’nin uzunca bir açıklamasını zikretmekte ve arkasından şunları söylemektedir: “Hulâsa cemaat, kitab ve sünnete uygun davranan imam etrafında toplanmak anlamı çerçevesinde döner durur. Bu ise açıkça şunu göstermektedir ki, sünnet olmayan bir husus üzerinde toplanmak sözü edilen hadislerde anılan cemaat anlamının dışına çıkmaktadır. Haricilerle onların durumunda olanlar gibi.”[162]

Sonuç: Şer’î nasların toplamından, imam ve ilim adamlarının nakledilen sözlerinden çıkartılan “cemaat”in şer’î kavramı birbirine yakın anlamlar etrafında dönüp dolaşmakta ve hepsi de şer’an cemaatin şu anlam çerçevesi ile çerçevelendiği sonucunu ortaya koymaktadır:

Cemaat, ehl-i sünnet, sünnete tabi olanlar, hak ehli ve kurtuluşa eren fırka (fırka-i naciye)dır. Bunlar da ashab-ı kiram ile onlara güzel bir şekilde uyan hidayet imamları, dinde fıkıh ve ilim ehli ile kıyamet gününe kadar müminler arasından onlara uyup, yollarını izleyecek olan kimselerdir.

Cemaat, sünnet etrafında toplanıp, onu ittifakla kabul eden, hakkın etrafında ve imamları etrafında toplanan kimselerdir. O bakımdan onların isim ve nitelikleri “ehl-i sünnet ve’l-cemaat” tabiri ile terkib edilerek ifade edilmiştir.

Buna göre onlar gerçek anlamıyla sünnet ehli kimselerdir. Onlar sünneti nakletmiş, bellemiş, sıkı sıkıya ona sarılmış, ona uymayı tavsiye etmiş, öğretmiş, gereğince amel etmiş ve hakkıyla ona gereken itinayı göstermişlerdir. Bunlar, hak üzere toplanmaları, Peygamber ve ashabının izlediği yol etrafında toplanmaları halinde Allah Rasûlünün kastettiği cemaati teşkil ederler. Cemaat kavramının genel çerçevesi içerisine bazı anlamları ile özelleştirici ifadeler de girmektedir. Hal ve akd ehli, belirli bir imam yahut müslümanların maslahatlarından büyük herhangi bir maslahat etrafında toplanan, ayrıca bir mesciddeki cemaat ve buna benzer ifadelerde olduğu gibi;


“Cemaat” Kavramı Dışında Olanlar:

Şer’î naslar ve hidayet imamlarının bu nasları açıklaması çerçevesinde “cemaat” kavramı içerisine girenlerin kim olduklarını öğrendiğimize göre şer’an kastedilen cemaat kavramı dışına çıkan kimseleri de bilmemiz -yine şer’î naslar ve imamların sözleri çerçevesi gereğince- faydalı olacaktır:

1- Bid’atçiler, hevâ ehli ve dinde olmayan yeni şeyler ortaya koyanlar “cemaat” kavramının dışındadırlar. Çünkü Peygamber -Sallallahü aleyhi vesellem-’ın: “Ümmetim sapıklık üzere asla birleşmez” buyruğu yanında: “Her bid’at bir sapıklıktır” şeklindeki genel ifadesi bunu gerektirmektedir.

Ayrıca: “Her kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şeyi ortaya koyarsa, o merduddur.” buyruğu da bunu ifade eder.[163]

2- Şia, hariciler, kaderiye, mutezile, cehmiyye, kelâmcılar ve onlardan dallanıp budaklananlar, tarikat sahibi sufiler ve benzerleri ile bütün bu bunlardan dallanıp budaklanan çeşitli fırkalar, onların yönelişleri, itikadi mezhebleri -eskisiyle, yenisiyle- bütün fırka tabileri de (cemaat kavramı dışındadırlar.) Çünkü Peygamber -Sallallahü aleyhi vesellem-’ın bu ümmetin yetmişüç fırkaya ayrılacağını, biri dışında hepsinin cehennem ateşinde olacağını belirten umumi hadisi ile bu tek fırkayı da “cemaat” diye yorumlaması, bunun da kendisinin ve ashabının üzerinde gittiği yoldan ibaret olduğunu ortaya koyması bunu gerektirmektedir.[164]

3- Müslüman imamlar ve onların cemaatinin dışına cemaatten uzaklaşıp, ayrılığı ve tefrikayı beraberinde getirecek şekilde çıkan yahutta fitnenin ortaya çıkmasına, çiğnenilmesi yasak şeylerin çiğnenmesine, din ve dünyasında ümmetin büyük fesadlara uğramasına veya Peygamber -Sallallahü aleyhi vesellem-’ın sakındırdığı şeylerin kapsamına giren benzeri şeylerin ortaya çıkmasına sebeb teşkil edecek şekilde cemaatten uzaklaşmak.

Fitneye, yasakların çiğnenmesine, cihad, iyiliğin emredilip, münkerden alıkonulması gibi müslümanların büyük maslahatlarının çalışmayacak hale gelmesine sebeb teşkil edecek yahut yolların korkulu bir hal alması ve kesilmesi ile sonuçlanıp, insanları korku ve dehşete düşüren neticelere götürecek şekilde (İslam devletinin) meşru yöneticilerine karşı çıkan yahut ümmete kılıç çeken yahut itaati bölen, ayıran hariciler gibi. Bu tür sonuçlara götüren herbir iş, cemaatin dışına çıkmaktır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.[165]

4- Sünnete uygun yolu izlemeyen, bulamayan, ilim ehline uymayan, engelleyici meşru otoriteyi engel tanımayan, şer’an kastedilen cemaatin istikametine boyun eğmeyen ve böylelikle cemaat kavramının dışına çıkarak onların kapsamına girmeyen cahiller, beyinsizler, günahkârlar, fasıklar ve karıştırıcılar da “cemaat” kavramının dışında kalırlar. Böyleleri müslüman cemaatten sayılmazlar, aksine bunlar ayrılıp, uzaklaşmak ve helâk olmak yolundadırlar. Cemaatin işinin dosdoğru bir şekilde yola koyulması ancak bu gibi kimselerin hizaya getirilmesi ve sadece hakkın çerçevesinde tutulmaları ile mümkün olabilir.

--------------------------------------------------------------------------------------------

[139] Fethu’l-Bâri, XIII, 216.

[140] İbn Mace, Et’ıme 17, Hadis no: 3287, II, 1093-1094. Hadis hasendir, hasen olduğunu el-Elbanî, Sahihu’l-Camiu’s-Sağir, IV, 168’de belirtmektedir.

[141] Ebû Davud, Cihad, Babun fi’n-Nidâi inde’n-Nefîr, Hadis no: 2560, III, 55-56.

[142] Ezan 35; Fethu’l-Bâri, II, 142.

[143] Müslim, Mesâcid, Babu Fadli Salâti’l-İşâi ve’s-Subhi fi Cemaa, Hadis no: 656, I, 454.

[144] Müslim, Mesacid, Babu Fadli Salâti’l-Cemaa, Hadis no: 650, I, 450.

[145] Müslim, Mesacid, Babu Salâti’l-Cemaati min Süneni’l-Hüdâ, Hadis no: 654, I, 453.

[146] Burada “es-Sevadu’l-Âzam (en büyük kalabalık)” tabiri ile kastedilenin mevlid bid’ati gibi çoğunluğun uygulamasını, bid’atlerinin meşruiyetine delil gösteren bid’atçi taifelerin bir çoğunun ileri sürdükleri gibi, mutlak olarak sayısal çokluğun kastedilmediğine bir işaret vardır.

[147] el-İ’tisam, II, 260.

[148] Bk. el-İ’tisam, II, 261.

[149] Bk. el-İ’tisam, II, 261.

[150] el-İ’tisam’da da ifade bu şekildedir.

[151] Bu husus Tirmizi’nin, İbn Ömer’den, Fiten, Babu Mâcâe fi Luzumi’l-Cemaa, IV, 466, Hadis no: 2167’de geçmiş bulunmaktadır. Ahmed, el-Müsned, V, 145; Hakim, el-Müstedrek, I, 115; Darimî, I, 145’de buna dair bir şahid (destekleyici tanık) da bulunmaktadır. Suyutî, el-Camiu’s-Sağir, I, 278’de Hasen olduğunu belirtmiştir.

[152] el-İ’tisam, II, 261.

[153] el-İ’tisam, II, 261.

[154] el-İ’tisam, II, 262.

[155] el-İ’tisam, II, 262.

[156] Bk. el-İ’tisam, II, 263.

[157] Bununla, Hakim, el-Müstedrek, I, 128-129; Tirmizî, İman, Babu İftiraki Hâzihi’l-Ümme, Hadis: 2641, V, 25-26’da zikrettiği ve ayrıca: “Ümmetim yetmişüç millete (fırkaya) ayrılacaktır. Biri müstesnâ hepsi ateşte olacaklardır. Bunlar kimlerdir ey Allah’ın Rasûlü deyince, bugün benim ve ashabımın üzerinde gittiği yoldur”lafızlarını da ihtiva eden hadisi kastetmektedir.

[158] el-İ’tisam, II, 263.

[159] el-İ’tisam, II, 263.

[160] el-İ’tisam, II, 263.

[161] el-İ’tisam, II, 264.

[162] el-İ’tisam, II, 264.

[163] Burada zikredilen hadislerin kaynakları daha önceden gösterilmişti.

[164] Burada işaret edilen hadislerin kaynağı daha önceden gösterilmişti.

[165] Dinden çıkmak mahiyetinde olan irtidad, dinin kat’i bir hükmünün inkârı gibi birtakım hususlar cemaatin dışına çıkmak olduğu gibi, itikadi bakımdan küfrü gerektiren bir iş yapmayan isyancıların çıkışı gibi, bundan daha alt mertebede olan çıkışlar da cemaatin dışına çıkmak olarak değerlendirilir.

Prof. Nâsır b. Abdülkerîm - Guraba Yay.
Google Plus'da Paylaş